1#
kravatımı gevşetip, ceketimin düğmelerini açıp beyaz maskemi de çıkarttığım an çırılçıplak kalmış olduğumu benden, aynalardan ve aynadan yansıyan siyah ışıktan başka kimse farketmemişti. o an ben, ayna, kurumuş dikenli çiçekler ve işaret parmağımın ucunda ruhsuz soğukluğuyla silahın tetiği; gez göz arpacık, elim belim dilim; kafam, beynim, damarları ve kan vardı. kurşun beyin damarlarımın arasında örümcek ağına yapışmıştan farksızdı
ve şuan o kurşun beynimin en yoğun noktasında damarların zehiriyle eriyip ağzımdan harfler olarak çıkıyor
başkalarının acılarından zevk duyar mıyız? yani insan olarak ben mesela duyar mıyım? ki bu vicdan azabı çekmeye değer bi konu başlığı mı? sonuçta elimizde sahip olduğumuz çantalar dolusu keyif, keder ve kader varken aslında var olmadığını idda ettiğimizde biz etraftaki on binlerce dürzüden farksız olmayız. tamam bu konuda kendimle hem firik olduğumu söyleyebilirim.
benim kafamı kemiren nokta velet şımarıklığı veya aykırı isyankarlığıyla değil, insan yaradılışıyla o çantaları bulduğumuz en yakın zerdüşt denizine fırlatıp dalgalar eşliğinde tabanın yosunlu kumlarına gömüldüğünü izlediğimzde, elimizde beyaz maskemizden başka "mülkümüz" kalmadığında tamamen özgür iradeyler Ben'i reddettiğimde artık çizginin diğer tarafına geçmeye hak kazanmış olur muyum. esas davam bu. kurup kurup yıktığım mahkemenin de ana dosyası bundan ibaret. denizin dibinde yosunlar çantalarımı kemirirken de artık geri dönüş olmadığına göre belirli mükafatları haketmediğimi söylemek delikanlılığa sığmaz.
konunun nasıl bu noktaya geldiği hakkında hiçbir fikrim yok. Belli ki Ben'in altında baya tuzlu sular kaynıyo bu aralar. Konunun Sen veya O olması çok daha rahatlatıcı olabilirdi. bir saniye. tuzlu suya batırdığım beyaz maskemin siyaha dönmüş olmasına sevindim. takmama izin veriniz.
tamam.
"Sen" yazmanın ne kadar korkutucu olduğunu farkettiğimi söylemem lazım. bunu ilk kez farkettim. şuana kadar hiç sen yazmamış olabilirim sanırım. Ben ve O önünde kravatımı gevşetmiş, ceketimin önünü açmışken de dimdik durabilirken şuan Senin karşısında kafamı kuma gömmeye çalışıyorum. yedi saattir içimden tiz bir sesle kahkaha atıyorum sırf Senle yüzleşmemek için. ama neden. anlayamıyorum. neden ben senden bu kadar korkuyorum. hangi ben.
kafamız karışıyor.
dayanamıyorum. kafana kurşun sıktıktan sonra ikinci kurşunu da kafana isabet ettirme ihtimali oldukça düşük olsa gerek. bu sebepten kendimi çantalarımı atmış olduğum tuzlu suya salıvermemin doğru karar olduğunu düşünüyorum,
- hayır düşünme.
o öyle emrettiği için ben de düşünmeden karar verdim. daha doğrusu emre itaat ettim. her zamanki Ben. Ben'in altında çok sular kaynıyor.
. ama kendimi suya bıraktığım anda bazı şeylerin olması gerektiğinden farklı geliştiğini anladım. adeta bir girdap bütün yosunları, yosunlara yapışmış çantalarımı, çantalara yapışmış tuzları, tuzlara yapışmış suları çekmeye başladı, ben de girdabın merkezine doğru çekilmekteydim. girdabın merkezi denizin de merkezindeydi ve bütün yosunlar, yosunlara yapışmış çantalarım, çantalara yapışmış tuzlar ve tuzlara yapışmış sular çekildikten sonra deniz havzasının tam orta noktasında bir deliğin görünür olduğunu farkettim. benim deliği farketmemle tam ayaklarımın dibine gökten bir beyaz erkek ve bir siyah dişi tavşan düştü. Ben'in altındaki sular artık tuzlu değildi ve hiç kaynamıyorlardı. o yüzden bu tavşan çiftini deliğe kadar takip ettim. ve onlar delikten aşağı doğru atladıkları an zamanı durdurdum.ardından velet şımarıklığı veya aykırı isyankarlığıyla değil, tamamen insan yaradılışıyla o delikten aşağı atladım.
.
.
vu
.
.
#1 bitti
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)